
Berrak suların, nur misali köpüklendiği, zerreciklere bölünüp bir sis olarak havalandığı, insanın yüzüne değerken serin hisler bıraktığı yerde duruyordu. Coşkun sular çağıl, çağıl çağıldayarak şelaleleniyordu. Zerrecikler, tüm renklere hükmediyor gibiydi. Aklık kaplamıştı zamanı. Ak beyazlamalardaydı dünya. Nurlanmalardaydı beyazdan öte. O apak beyazlığın içinde çınar yemyeşil, aklanmalara inat.
Kalkan sis misali bulut sadece yaprakları örtemiyordu. Kalın yüzyıllık gövde havada salınmalardaydı sanki. Düşen suyun tatlı, ak esintisi, yapraklara dans ettiriyordu. Öyle bir dans ki, ahenk, uyum, müzik kendi içinden beslenmelerdeydi. Uzanıp tutmak, yapışmak coşkulandı içinde. Uzandı… Duruverdi ağaç. Süzülmelerde, eğiliverdi. Her yaprak, her dal, gövde,sisler,sular saygı coşmalarında, saygı edebinde, saygı durulmalarında. Sustu, nur misali sular. Durdu sanki zaman. Zaman hiç yoktu ki. Olmayan bile durgundu. Sessizdi, sakindi. O yokluk ki kapladı her yanı. Daha da yoğunlaştı sis, daha da yoğunlaştı yokluk,yoğunlaştı hisler. Her şeyin, ağacın,zamanın yokluğun eğildiği tarafa oda eğildi. Görmek istedi. Aynı saygılanmalarda, aynı huşuyla baktı. Göremedi. Zorladı kendini. Duyuları coşkun, keskin. Göz oldu her hücresi, kulak oldu. Göremedi,duyamadı. Görünmeyene eğildi. Görünmeyene adandı. Görünmeyene çağladı yüreği. Coştu, öyle bir coşmalarda ki gönül, yokluğunda yok olduğunu sandı.
Sis kıpırdanıverdi. Ağaç titredi. Su sessiz çağıldamalarda yeniden. İçine dönmek geldi aklına apansız. Aralandı sis, coşmada ağaç, coşmada su. Uzaktan çok uzaktan, derinden ezan-ı muhammed’i çınladı yüreğinde.
Kayboldu aklık.Açtı gözlerini , derin suda kalmışta hava almak için ağzını açarmışçasına. Elinde tespihi, seccadesinin üzerinde, diz üstü hayallenmelerden uyanıverdi.
“ Elhamdülillah” çekti usulca. Abdest tazeleyip, sabah namazına hazırlanmak için ayaklanırken, bir mutlu gülümsemedeydi yüreği. Yeniden ama bu kez coşkuyla
“Elhamdülillah” dedi.
DEVAMI İÇİN
Kalkan sis misali bulut sadece yaprakları örtemiyordu. Kalın yüzyıllık gövde havada salınmalardaydı sanki. Düşen suyun tatlı, ak esintisi, yapraklara dans ettiriyordu. Öyle bir dans ki, ahenk, uyum, müzik kendi içinden beslenmelerdeydi. Uzanıp tutmak, yapışmak coşkulandı içinde. Uzandı… Duruverdi ağaç. Süzülmelerde, eğiliverdi. Her yaprak, her dal, gövde,sisler,sular saygı coşmalarında, saygı edebinde, saygı durulmalarında. Sustu, nur misali sular. Durdu sanki zaman. Zaman hiç yoktu ki. Olmayan bile durgundu. Sessizdi, sakindi. O yokluk ki kapladı her yanı. Daha da yoğunlaştı sis, daha da yoğunlaştı yokluk,yoğunlaştı hisler. Her şeyin, ağacın,zamanın yokluğun eğildiği tarafa oda eğildi. Görmek istedi. Aynı saygılanmalarda, aynı huşuyla baktı. Göremedi. Zorladı kendini. Duyuları coşkun, keskin. Göz oldu her hücresi, kulak oldu. Göremedi,duyamadı. Görünmeyene eğildi. Görünmeyene adandı. Görünmeyene çağladı yüreği. Coştu, öyle bir coşmalarda ki gönül, yokluğunda yok olduğunu sandı.
Sis kıpırdanıverdi. Ağaç titredi. Su sessiz çağıldamalarda yeniden. İçine dönmek geldi aklına apansız. Aralandı sis, coşmada ağaç, coşmada su. Uzaktan çok uzaktan, derinden ezan-ı muhammed’i çınladı yüreğinde.
Kayboldu aklık.Açtı gözlerini , derin suda kalmışta hava almak için ağzını açarmışçasına. Elinde tespihi, seccadesinin üzerinde, diz üstü hayallenmelerden uyanıverdi.
“ Elhamdülillah” çekti usulca. Abdest tazeleyip, sabah namazına hazırlanmak için ayaklanırken, bir mutlu gülümsemedeydi yüreği. Yeniden ama bu kez coşkuyla
“Elhamdülillah” dedi.
DEVAMI İÇİN


6 yorum:
"önce gözler görür..
ama
sonra sadece gönül görür.."
sanırım aslolan da budur!
Çok güzel bir ifade. Teşekkür ederim.
Allah ve O'nun gonderdigi din islam dini hakikaten sohbet edilesi tadi guzel konular. yazilariniz okunulasi. sizinle bildiklerimi ki sizden daha azdir, tevazu gostermek için boyle konusmuyorum, paylasmak ve bilmediklerim hakkinda sizden fikir edinmek isterim. yazilarinizi takip edecegim insaallah. simdilik hoscakalin.
gafsa,
Tevazü bilgili insanda olur. Hani tarlalarda buğday başakları görmüşsünüzdür. Kimisi öne eğik, kimiside dimdiktir. o dik duranlar
karşıdan güzel görünürlerde,
elinize aldığınızda ufalanıverirler. anlarsınız ki içi bomboş. Ama o eğik duranlar dopdoludur. o misal siz tevazü ve tevekkülden hiç ayrılmayın. bir birimize öğretecek değilde paylaşacak çok şeyimiz var. bende sizin yazılarınızı okudum. gerçekten bıkmadan usanmadan yazmaya devam etmelisiniz.
usandirdigi zaman yazmak kendinden, yazamazsiniz ki. diye bi giris yaptim. yazilarim can sikintisindan ama; dusuncelerimi toparlayabilsem daha guzel dokecegim -artik eski tabir diyebilecegimiz- kagit uzerine. sizin yazilarinizi ben tartismaya acik, profesyonel yazilmis yazilar olarak buluyorum, bu benim naçizane fikrimdir. yeni birseyler ogrenmek beni çok çok heyecanlandiran birseydir. okumak bana çok haz verir. simdiden heyecanlandigimi belirtmek istiyorum. okumak çok guzel ve ayri bir dunya cunku.
Allah'in selami uzerinize olsun insaallah, tum içten dileklerimle.
gafsa,
Yazmak allahın insana bahşettiği bir lutuf, İlham ise süreğen bir iletişim. O iletişimi koparmamak lazım. siz onun peşini bıraktığınızda o sizi daha çok bırakıyor. bu iki lutfun arasında kullara çaba göstermek kalıyor. Sabırla, sadakatla peşini bırakmamak aşkın. kaleme kızgınlığını yazmak bile yazmaktır sonuçta. Bir abimize yazamıyorum dediğimde neden yazamadığını yaz demişti. bende size aynı tavsiyede bulunacağım. bir de yazmak akıl işi değil kalp işi, onun için ne tilki dolaşırsa dolaşsın kalp isterse ilham gelir. selamlarınız başım üzerine rabbim feyz ve ilhamınızı arttırsın.
Yorum Gönder