MAKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MAKALE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2009 Salı

Dua


Dua,
Rahmana açılan kapı, Umuda yol, istiğfara fırsattır. Kulun, rabbine aracısız ulaşımıdır. Titreyerek, aşk ile duanın kabesi gök yüzüne açılan elleri, Samimiyet ve göz yaşıyla isteyen gönülleri boş çevirmez yaradan. Her ibadetin arkasından, ektiğini biçmekse de, başlı başına bir ibadettir. Hadisi şerifte efendimiz (s.a.v)“dua,ibadetin ta kendisidir” buyurmuşlardır.
En üstün dua, en hayırlı dua, en kabule şayan olan, gösterişten uzak, yalvara yakara yapılan duadır. Cenab-ı hakk(c.c) kuran-ı kerimde mealen “Rabbinize yalvara yakara, gizlice dua edin” buyurmuştur.(mecma’-ul adab.s/80)
İnsanoğlu her zaman zorluklarla, dertlerle karşılaşacaktır.Kimse bundan korunmuş değildir. Müslüman başına gelen belalara sabreder ve rabbine sığınarak dua eder.
Dua, Besmeleyle başlar, hamd ve salavat ile devam eder. Kul kabulünden şüphe duymadan, samimiyet ile yalvarır. Tövbe eder. Tam bir teslimiyet(tevekkül) doğru bir davranıştır. Özellikle rahat ve refah zamanlarında eş,dost, akraba ve tanıdık tanımadık tüm Müslümanlar için dua, kendiniz için ihtiyaç duyduğunuzda kabule şayandır. Musibete sabreden müslümanın duası kabule şayandır. Babanın evlatlarına duası peygamberin ümmetine duası gibidir, buyrulmuştur.
Tabii ki dua konusunda yapılmasından kaçınılması gereken hususlarda vardır. Kötü duadan kaçınmak gerektir, aceleci olmamak ve hayırlıysa olmasını istemek edeptendir. Bazı hayır görünenlerin hakkımızda şer olabileceğini Allah-ü teala hazretleri bilebilir ancak. Dünyada yerine gelmeyen dualar mutlaka ahirette önümüze çıkacaktır. Yüksek sesle bağırarak, gösterişli dualardan kaçınmak önemlidir. Hayber harbinde, eshab-ı kiram yükse bir yere çıkıp bağırarak tekbir getirdiklerinde, peygamber efendimiz (s.a.v) aleyhisselam onları bundan men etmiş ve şöyle buyurmuşlardır. “Siz ne sağıra ve nede gaibe dua ediyorsunuz ! dua ettiğiniz vacibül-vücud teala ve takaddes hazretleridir. O sizinle beraberdir. Kalblerinizde olanı kemaliyle bilir.” (mecma’-ul adab.s/80)
Müslüman, cum’a günü,cum’anın ikinci ezanı ve iki ezan arası, her namazdaki ezan ile gamet arası, Çarşamba günü öğle ile ikindi arası, gecenin yarısında ve ya son üçte birinde, seher vakti, Regaip,Berat,Mi’rac,Kadir,Arefe,Bayram geceleri gibi eşref ve efdal saatleri dua için fırsat ve ganimet bilmelidir. .(mecma’-ul adab.s/92)

Ayrıca ehlullah, "Sizin için temiz olan ağızdan dua tahsil ediniz." buyurmuşlardır. Bu şu demektir, insanın kendisi haricindeki bütün ağızlar temizdir. Yani başkasından dua almaya gayret ediniz. Hayır işleyerek, yardım ederek duaya ulaşınız.


Yarabbi, bizleri bildikleriyle amel edenlerden eyle, bilmediklerimizi lütfet, bizleri İslam ile şereflendirdin, İslam üzere yaşamayı ve ölmeyi nasip eyle. Ya rabbelalemin, seni zikreden, sana şükreden, namazını dosdoğru kılan, Salih amellerle amil Salih kullarından olmak nasip eyle, Sen affedicisin, affetmeyi seversin bizleri, evlatlarımızı anne ve babamızı affeyle. Kalan ömrümüz geçen ömrümüzden hayırlı eyle. Dünyanın bir çok yerinde acı çeken Müslüman kardeşlerimize imdat eyle, dertlilerimize deva, hastalarımıza şifa borçlularımıza eda, alacaklılarımıza da merhamet nasip eyle. Sen her şeye gücü yetensin, geçmişi ve geleceği bilensin. Hakkımızda hayır ne ise onu takdir ve nasip eyle biz günahkarları da buna razı eyle. Amin.

Her şeyin doğrusunu ancak Allah bilir. Elhamdülillah-i rabbil alemin.

10 Ocak 2009 Cumartesi

Tarikatler,cemaatler

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım. Hamd yalnızca onadır. Salat-ü selam peygamber efendimizin ve sahabi hazretlerinin ve Allah dostlarının üzerinedir.

Epeydir içimizde bir kıymık gibi duran, çok canımızı yakan, acıtan çok da bilgi sahibi olmadığımız ama her birimizin söyleyecek sözünün olduğu Tarikatlar konusu bu güne nasip oldu. Herkesin irkildiği ama irkiliş sebebinin bilgisizlik olduğunu bilmediği ince bir konu. Bir yunus emre hazretleri dediğimizde, Mevlana celaleddini Rum-i hazretleri dediğimiz de aydınlanan yüzler, tarikat dediğimizde kararı veriyor. Peki dostlar, bu mutasavvıflar yani tasavvuf ehli nerde yetişir. Topraktan mı biter ? yoksa rast gele şairler midir bunlar?
Tarikatlarda yetişirler.
Hadi en başından başlayalım. Tasavvuf’un sözlük anlamı. İslam inancında Allah'a ulaşmanın yollarından biridir. Bir başka tanıma göre, insanın akıl yoluyla erişemediği ilahî hakikatlere ve gayb alemine ait hakikatlere sezgiyle ulaşma yoludur. Tarikatlarda bu hakikatlere ulaştıran okullardır. Peki bu Tarikatlarda ne öğretilir ?
Önce islamiyetin şartları, sünnet-i seniyye, usul,edep ve hakikat. Hak tarikat olup ta, Kuran ve sünnet dışında bir yol benimsenemez. Kural açık ve nettir. Zaten kalbinde ilahi aşk taşımayanlar bu oluşumun içinde fazlaca duramazlar. Meşakkatli ve uzun bir eğitimleri vardır. Sabrın sonuna kadar ön planda tutulduğu, nefsani ve dünyevi zevklerden uzak bir yaşantı biçimleri vardır. Sizinde anlayacağınız her baba yiğidin harcı değildir. Sonunda varılan nokta bilim ve mantıkla açıklanamaz, anlatılamaz. Ama gözle görünür. Ahlak, edep misali bir birey olur o yolu aşabilen. Yani peygamber efendimiz ahlakıyla ahlaklanır. Sadece Allah’ın boyasına boyanır. Hepsinin üzerinde, sadece mana ilmidir peşinde koşulan. Allah c.c. hazretlerine ulaşmaktır yegane gaye. Bu yolda şaşıranlar sapıtanlar mutlaka vardır. Sonuç herkese nasip olmaz.

Şimdi, Tek derdi Rabbine ulaşmak ve inandığı din-i İslamiye’yi sonuna kadar yaşamak olan, Sünnet-i seniyyeden zerre kadar uzaklaşmayan, Tüm dünyevi arzulardan ve dünyanın getirdiklerinden kaçmaya çalışan bu gönül ehlinden size ne zarar gelebilir. Haftanın en az iki günü oruçlu olan. Yani bırakın haramları helallere el sürmeyen. Gece buz gibi odada teheccüd namazı kılmak için sıcacık yataklarından kalkan. Ve bunu bir gün iki gün değil bir ömür devam ettirme gayreti içinde olan bu insanlar, sanıyor musunuz ki sizin peşinde koştuklarınıza meyledecekler.

Birkaç satır önce üzerine basa basa hak tarikat dedik ya, Nedir bu hak tarikat ?
Önce bir silsileleri olmak zorunda. Şu an da var olan gerçek islami tarikatların silsilesi peygamber efendimiz s.a.v hazretleriyle başlar ve günümüze kadar şeyh den en layık öğrenciye devredilerek devam eder. Yani 14 asırlık bir miras ve bilgi birikiminin sonucudur. Eğer sadece silsilesi yoksa bile o topluluk sadece bir cemaatten öteye geçemez. Tam yeri gelmişken cemaat kavramına bir bakalım. Bir evliya olabilir, konusunda ehil ve kabul görmüş bir alim olabilir. Bu zatın etrafında toplanan gurup cemaattir. O zatta o cemaatin imamıdır. Hocasıdır. Bundan daha ilerisi yoktur ve yaptığı söylediği her şey kendisini ve inananlarını bağlar.
Tarikat şeyh i böyle değildir. Kuran ve sünnet-i seniyye tek davranış biçimidir. İlah-i rızaya karşı hiçbir hal ve davranışta bulunamaz. Zaten kamil bir mümin olmadan şeyh olunamayacağından, nefsi ve iradi davranışları olamaz. Her hareketi her sözü ilahi emre uygundur. Aksi halde etkinliğini kaybeder ve hüsrana uğrar.

Tarikatlar dünya düzeniyle, politikayla, yönetim biçimiyle ilgilenmezler. Dünyadan, devletten istedikleri bir şey yoktur ki. Onlar rabbi zül celal hazretlerinin rızasının derdinde, zikirle,tefekkürle,keşfi ledünniyle meşgul olmaktan başka gaye ve amaç gütmezler. Güden varsa da gaflettedir. Allah’ü te ala hazretleri onlara acısın ve merhamet eylesin. Şimdi diyelim ki bu gönül ehli yetiştirmeye çalışan şeyhler, tarikatlar bir zor durumda kaldıklarında ne yaparlar ? Sabrederler, dua ederler. İbadetlerine devam ederler. Ne silahlanıp dağa çıkarlar, ne caddelerde gösteriler düzenlerler. Ne de şeriat elden gidiyor diye bağır bağır bağırırlar. Şeriat Allah c.c hazretlerinin şeriatıdır. Ve rabbimiz mülkünü boş bırakmaz diyerek rıza-i ilahiye ye uyarlar. Peygamber efendimiz(s.a.v.) taşlandığında bile, o küffara nasıl beddua dahi etmediyse onun hayat biçimini benimseyen tarikat ehlide, değil taşı onlara geri atmak kötü duada bile bulunmazlar. Kalp kıran, çevresine rahatsızlık veren, kendisini her hangi bir başkasından üstün gören, etrafından rahatsız olan tarikat ehli değildir. Tarikat ehli her şeyi eşyayı bile kendisinden üstün görür. En günahkar daima kendisidir. Hakarete maruz kalmışsa sebebi kendisidir, sadece kendisini suçlar. ibadetini, taatini beğenmez. Hep daha fazlasını yapabilmek ister. İlah-i rızaya sonuna kadar, canını, mülkünü verebilecek derecede uyar. O mübarekler için kırmadan yaşamak birinci basamak, kırılmadan yaşayabilmekse en üst basamaktır. Özledikleri ulaşmaya çalıştıkları budur. Her kim gayrisini iddia ederse ehli sünnet vel- cemaat dışına çıkmıştır.

Her doğruyu ancak Allah c.c. hazretleri bilir.

1 Aralık 2008 Pazartesi

BAŞ MI ÖRTÜSÜMÜ SORUN ?


Başörtüsü,türban,ferace,çarşaf yada ismine her ne diyorsanız, örtünmek amaçlı kullanılan bir aksesuar hakkında konuşulabilecek her şeyi konuştu bu ülke. Yeniden aynı çukura girmek değil istediğim. O aksesuarı kullanan yada kullanmaya çalışanlar asıl bu cahili düşündüren. 40 lı yaşlarında olup ta, yakın aile fertlerinden birinde o baş örtüsünü görmeden büyüyenimiz var mı dır acaba ? Annelerimiz, ninelerimiz, halalarımızda illaki görmüşüzdür. Yani çokta yabancımız olan ve birden bire ortaya çıkıveren bir şey değil.
Seksenli yılların sonlarında birinci jenerasyon Almancılar çocuklarını hem Türkçe öğrensinler hem de Türkiye yi tanısınlar diye bir salgın halde ana vatana, akraba yanlarına yada yatılı okullara yolladılar. Tipleri farklıydı, konuşmaları değişikti, hatta birçoklarının soyadları bile Türkçe değildi. Biraz korktuk onlardan. İçlerinde sevdiklerimizde oldu sevmediklerimizde. Zamanla alıştıkta biraz. Ama hepsini öyle bir hale getirdik ki hiç sevmedikleri Almanları bile özler oldular. Nerden mi biliyorum onlarla dolu bir yatılı okuldaydım da ondan. Zaten yaşadıkları yerde yabancıydılar, kimliksizdiler ana yurtlarında da yabancı oldular. Sadece aileleri yeni bir yaşam için yola çıktıklarından vatansız oldular. Onlar tabii ki ülkelerine geri döndüler ve bir daha da ne onlar nede çocukları bu ülkede yaşamak yada okumak adına gelmeyecekler. Kayıp bir nesil ürettik. Özleyen ama sevmeyen. Merak eden ama korkan.
Ne alaka demeyin ! şimdi aynısını başını örtmeye çalışan insanlara yapıyoruz. Her kez konuşuyor. Kahvelerde günlerde kör göze parmak hesabı, gösterilip anlatılıyorlar. Neden mi ? nedeni yine aynı korkuyoruz.
Şimdi genç bir kızdan yola çıkalım. Başını örtmek zorunda. Emir kesin. Örtünecek. Siz bunu arkasına ne doldurursanız doldurun örtecek, eğer İslam’ı yaşamak istiyorsa ? Yada kendi isteği değil aile zoruyla. Sonuçta örtündü. Vah zavallım Müslüman bir ülkede yapılacak şey mi ? yandı yavrucak. Önce tüm acımasızlığıyla yaşıtlarının hücumuna uğrayacak. Sonra öğretmenlerinin, sonrada sokaktaki tüm bilenlerin. Hele hele de yanılıp ta bir ruj bir bilmem ne sürdüyse yüzüne. Eyvah eyvah. Aile tepkili, arkadaşlar alaycı. Orada burada üstüne gelen kokonalar. Napacak şimdi bu yavrucak. Kimseyi memnun edemiyor ki. Eğer birazda duygusalsa, ki o yaşta bir kız çocuğunun duygusuz olma ihtimali yok gibi, kimliksizleşecek. Doğru yaptığını bildiği halde utanacak. Yaşıtlarından ve ailesinden uzaklaşacak. Ve bir gün kendisi ebeveyn olduğunda, bize alimler, kaşifler yetiştiremeyecek.
Peki, bu masum yavrucağa bu kadar zulmü neden yapıyoruz. Bizden farklı olduğu için mi ? Siyasi görüşlerimiz farklı olduğu için mi ? Yoksa, korktuğumuz için mi ?
İnsan neden korkar ? İnsan oğlu tarih boyunca hep bilmediğinden korktu. Ve biz dinimizi bilmiyoruz. Öğrenmiyoruz. Öğrenmekten de korkuyoruz. Öğrendiğimizde yapamamaktan ve daha çok günah işlemekten korkuyoruz. Bütün hıncımızla da bilen ve bildikleriyle yaşamaya çalışanlara saldırıyoruz. Sadece baş örtüsüne mi ?
Şimdi hanım kızlar, ablalar hadi bir kendinizle muhasebe edin de kaçınızın aklından geçti de, bunları düşünerek yada yaşayarak vazgeçtiniz kapanmaktan. Kim bilir kaçınız kimseye çaktırmadan namazlarınızı kılmaya çalışıyorsunuz. Ezan okunurken dedenizden ninenizden duyduğunuz duaları söyleyiveriyorsunuz. Ben inanıyorum ki bir çoğunuz. Ama başınız açık geziyorsunuz. Yasak bazı şeyleri bazen yapıveriyorsunuz. Peki bu sizi dinsiz mi yapıyor ? sadece günahkar yapıyor. O başını kapatıp ta biraz parfüm sıkan kızın sizlerden ne farkı var ? yada camiye giden o delikanlı hani sakalda bırakmaya başlamış, sinemada gördüğünüzde neden ölmüş balık gibi bakıyorsunuz. O rock gitaristinden farkı sakalının daha usturuplu olması mı ? hal bu ki aynı yaştalar. Birinin insan olarak diğerinden farkı ne ilk görüşte. Sizin istediğinizden farklı oluşu mu?
İslam dini bildiğinizin ve düşlediğinizin çok ötesinde. Alemlere rahmet peygamber efendimizin hayatını mutlaka ama mutlaka inceleyip okuyunuz. Önünüze hiç tahayyül edemeyeceğiniz ufuklar açılacak. Ve çok şaşıracaksınız !!! bir çok filozof geçinenin nerden kopya çektiğini göreceksiniz.
Sanmayın ki bu hatalar silsilesi sadece başı açıklara, bey namazlara ait. Bir de bu işin abdestin de namazında olanlar boyutu var. Camiye saçı jöleli bir delikanlı gelmeye görsün bir seyirlik ki, sormayın. Çarşaflı hanım kardeşlerin arasına bırakın başı açık bir hanım, tesettürlü bir kız kardeş düşmeye görsün. Hepsi şeyh, hepsi imam oluverir maazallah.
İslam ahlakı bu değil dostlar. Okuduklarımız la yaşadıklarımız çelişiyor. Bu da bizi hep beraber istemediğimiz yerlere sürüklüyor. Her kez için iyi düşünmek yani hüsnü zan etmektir edebimiz. Beğenmediklerimiz, dinimiz adınaysa dua etmek en büyük vazifemiz. Bölmemek gerektiğini peygamber efendimiz çok açık bir dille anlatıyor. Üstatlarımız hoş görüyü salık veriyor. Cihad herkesin kendi nefsiyle baş edebilmesidir. Bizler önce kendi nefislerimizi eğitelim, kendi ibadetlerimize kemale erdirelim de , rabbim o zaman bizim dualarımızı kabul eder. Yine her insan nasibi kadar ibadetle ve imanla şereflenir.
Yüce rabbim bildiklerimizle amel etmeyi nasip eylesin. Bu günahkar fakirin akıl verecek ilmide, irfanıda yoktur. Söylediği her şey kendi nefsinedir. Her şeyi doğrusunu bilen rabbime hamd ederim.

27 Kasım 2008 Perşembe

İLİM VE DÜŞÜNCE DİNİ. İSLAM....




İlk emri oku olan. Her fırsatta derin,incelikli düşünmeyi(tefekkür) salık veren. Kendisinden (nefsinden) önce, toplum ve ibadet için yaşamayı öğütleyen. Her yapılanın sonunda hesabının verileceğini hiç ama hiç unutturmayan. Ayrılık (nifak) çıkaranların hoş karşılanmadığı, ayrılmaktansa fedakarlık ederek bir arada yaşamanın tembihlendiği, sabrı, mütevazılığı, nezaketi, letafeti, saygıyı yaşam tarzı olarak sunan. Büyük, hak ve son din islam.
Salat ve selam üzerine olsun yüce peygamberimiz,efendimiz... İlm müslümanın yitik malıdır. Nerde bulursa alır. Buyurarak ve daha nice hadisi şerifinde bizlere ilmin, islamı yaşayanlar için ne kadar önemli olduğunu, asla vaz geçilmemesi gerektiğini öğütledin,tebliğ ettin,emrettin,müjdeledin.
Ama bizlerin kulakları sağır. Tembelliğimiz ağır. Gaflet ve delalette muasır medeniyetlerden bile ilerdeyiz. bizler okumaktansa dinlemeyi, dinlediğimizi araştırmaktansa kabullenmeyi seçtik. her zamanın, her durumun rehberi olan kuran-ı kerimi bile ölülerimize ağıt ettik. bunca tefsir, bunca meal varken hala kulaktan dolma, yanlı ve yanlış bir çok saçmalığı bir birimize öğütler olduk. Bizlere acı ve merhamet eyle ya rab. Şefaat eyle ya efendimiz.
Her şeyin en doğrusunu bilen rabbime, zatının uluğuna ve saltanatının yüceliğine yaraşır biçimde hamd ederim.