Derin bir nefes aldı. Besmele çekti. İlk adımıyla birlikte her şey ayan oluverdi. Artık biliyordu. İçine dolu vermişti bilmesi gerektiği kadarı. Yol boyunca hep yarı uyur yarı uyanık haldeydi. Bir sekr hali gibi olsa da daha bilinçli hissediyordu kendini. Onu tek üzen ne düşünürse düşünsün bir kadın geliyordu gözlerinin önüne. Ayırt edemedi. Anlayamadı. Rabbine sığınıp, tövbeler etti. Sonunda savaşmaktan bıkıp bıraktı kendini. Efendi hazretlerinin kabrinin başında yan yanaydılar. O zaman anladı ki bekleyeceği oydu.
Aynı saatlerde /İstanbul
O sahaf dükkanını kızgınlıkla terk ettiğinden beri kitaba elini sürmemişti. Normal hayatına dönmeye çalışmıştı. Ama rüyalar hiç bitmiyor, sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar görüyordu. Sadece o dedeyi bir kez görmüştü. Uzaktan hüzünlü, kırgın gözlerle kendisine bakmıştı. Dakikalarca hiç göz kırpmadan. Ve o bakışlar o andan beri hiç gözlerinin önünden gitmiyordu. Çevresindeki, tüm insanları seferber etmişti. Kimse ne olduğunu anlamıyordu. Mahalle camisinin imamına bile gitmişti. Adamcağız sadece “ rüyada evliya görmek iyidir kızım. Siz bir gönül ehline müracaat edin” demekle yetinmiş ve kaçarcasına uzaklaşmıştı. Şimdi o sahaf dükkanına yeniden dönmüştü. Kapalı kepenklerin önünde yaklaşık bir saattir bekliyordu. Ne gelen vardı ne giden. Komşulardan da bir merak eden çıkmamıştı. Oda soramıyordu. Birden aklına Eyüp sultana gitmek geldi. Oralarda hep sarıklı, cübbeli adamlar görürdü. Belki bir tanesi aradığı gönül ehlini bulmasını sağlardı. Hemen bir taksi çevirdi. Çok yorgun hissediyordu kendini. Gitmek istediği yeri söyleyip gözlerini yumdu. Uykuyla uyanıklık arasında, dedenin gözleri ve birkaç gündür sürekli gördüğü genç imam geldi gözlerinin önüne. Adama imam diyordu ama sadece görüntüsü sebebiyle. Çember ve yeni aklar düşmüş kısa sakalı, temiz tertipli hali onun imam olacağı düşüncesini getiriyordu. Taksi şöförünün sesiyle irkildi.
“ Geldik abla. Buyrun”
Ücreti ödeyip indi. Biraz ilerideki camii kapısı her zamanki gibi ana baba günüydü. Haline şaşıyordu. Nelerin peşinde koştuğuna hayret ediyordu. Türbenin kapısı çok kalabalık olduğu için cami kapısına yöneldi. Cemaat camiden taşmış avluda serilmiş hasırların üzerinde namaz kılıyorlardı. Mecburen bekleyecekti. Bir köşeye çekilip gözüne birini kestirmeye çalıştı. Her yaştan insan vardı. Aradığı tipe uygun olanlar hep gençlerdi. Uzun simsiyah sakallarıyla, başlarındaki gösterişli sarıklarla, biraz ürkütüyorlardı insanı. Daha yaşlıcana birini seçmeyi düşündü ama göremedi. Gençlerin içinde en temiz yüzlüsünü seçti. Cemaat namazını bitirmiş dağılmaya başlamıştı. Avludan çıkmak isteyen önünden geçmek zorunda kalıyordu. Ama seçtiği genç türbeye yöneldi. Gözden kaybetmekten korkarak, kalabalığın ortasına daldı. Allahtan ki cami cemaati hanımlara saygılıydı. Kalabalık yarılarak kendisine yol veriyordu. Türbenin girişinde yakaladı genç gurubunu. Kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Sıraya girerlerken tam arkalarına gelmeye özen gösterdi. Bir birlerine davranışları, konuşmalarındaki sakin edep, telaffuzlarına şaşırmıştı. Cahil gençlerle karşılaşacağını düşünmüştü oysaki. Cesaretini toplayıp,
“ Bir dakika delikanlı bir şey danışmak istiyorum.” Dedi. Sesimi yüksek çıkmıştı. Beklemedikleri için mi irkilmişlerdi bilemiyordu ama gurupta huzursuz bir kıpırdanış olmuştu. Soruyu direk gözüne kestirdiği gence bakarak tekrarladı. Genç gözlerini hemen yere indirdi. Ona doğru bakmak istemiyordu. Rahatsız olmuştu. İçinden yükselen kızgınlığı denetlemeye çalıştı. Neyim ben diye düşündü. Çirkinmiyim, kötümüyüm, nedir bu kaçış. Gülümsemeye çalışarak,
“ Biliyorum pek uygunsuz davranıyorum ama çok zor durumdayım. Bir gönül ehline ihtiyacım var.”
Hepsi birden mahcup mahcup gülümsediler. Hemen yanındaki konuştu.
“ Ah be bacım. Hepimizin bir gönül ehline ihtiyacımız var. Ama böyle de bulunabileceğini sanmıyorum. Eğer nasibinizde varsa o size bir şekilde ulaşır.”
“ Bakın. Anlatmama izin verirseniz ?”
“ Estağfirullah efendim, biz acizlerin iznine ihtiyacınız yok”
“Yani biraz tedirgin odlunuzda ben konuşuverince”
“Tedirginlik değil efendim. Bunun sizinle bir alakası yok. Bizler hafızlık eğitimi alıyoruz. Başımızdaki hocalarımızın tavsiyesi üzerine hanımlarının yüzüne bakamıyoruz. Onun için hakkınızı helal ediniz. Sizi tedirgin etmek yada üzmek istemezdik.”
Hiç beklemediği bir açıklamaydı. O islamda kadının namahrem olması konusunda bir nutuk bekliyordu. Hemen kendini toparladı.
“Sizler hakkınızı helal edin o zaman. Bilemediğim için. Siz o hocalarınıza götürün beni.”
“Siz konuyu bir anlatın isterseniz.”
Bir nebzede olsa rahatlamıştı. En azından bir başlangıç olabilirdi....
Aynı saatlerde /İstanbul
O sahaf dükkanını kızgınlıkla terk ettiğinden beri kitaba elini sürmemişti. Normal hayatına dönmeye çalışmıştı. Ama rüyalar hiç bitmiyor, sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar görüyordu. Sadece o dedeyi bir kez görmüştü. Uzaktan hüzünlü, kırgın gözlerle kendisine bakmıştı. Dakikalarca hiç göz kırpmadan. Ve o bakışlar o andan beri hiç gözlerinin önünden gitmiyordu. Çevresindeki, tüm insanları seferber etmişti. Kimse ne olduğunu anlamıyordu. Mahalle camisinin imamına bile gitmişti. Adamcağız sadece “ rüyada evliya görmek iyidir kızım. Siz bir gönül ehline müracaat edin” demekle yetinmiş ve kaçarcasına uzaklaşmıştı. Şimdi o sahaf dükkanına yeniden dönmüştü. Kapalı kepenklerin önünde yaklaşık bir saattir bekliyordu. Ne gelen vardı ne giden. Komşulardan da bir merak eden çıkmamıştı. Oda soramıyordu. Birden aklına Eyüp sultana gitmek geldi. Oralarda hep sarıklı, cübbeli adamlar görürdü. Belki bir tanesi aradığı gönül ehlini bulmasını sağlardı. Hemen bir taksi çevirdi. Çok yorgun hissediyordu kendini. Gitmek istediği yeri söyleyip gözlerini yumdu. Uykuyla uyanıklık arasında, dedenin gözleri ve birkaç gündür sürekli gördüğü genç imam geldi gözlerinin önüne. Adama imam diyordu ama sadece görüntüsü sebebiyle. Çember ve yeni aklar düşmüş kısa sakalı, temiz tertipli hali onun imam olacağı düşüncesini getiriyordu. Taksi şöförünün sesiyle irkildi.
“ Geldik abla. Buyrun”
Ücreti ödeyip indi. Biraz ilerideki camii kapısı her zamanki gibi ana baba günüydü. Haline şaşıyordu. Nelerin peşinde koştuğuna hayret ediyordu. Türbenin kapısı çok kalabalık olduğu için cami kapısına yöneldi. Cemaat camiden taşmış avluda serilmiş hasırların üzerinde namaz kılıyorlardı. Mecburen bekleyecekti. Bir köşeye çekilip gözüne birini kestirmeye çalıştı. Her yaştan insan vardı. Aradığı tipe uygun olanlar hep gençlerdi. Uzun simsiyah sakallarıyla, başlarındaki gösterişli sarıklarla, biraz ürkütüyorlardı insanı. Daha yaşlıcana birini seçmeyi düşündü ama göremedi. Gençlerin içinde en temiz yüzlüsünü seçti. Cemaat namazını bitirmiş dağılmaya başlamıştı. Avludan çıkmak isteyen önünden geçmek zorunda kalıyordu. Ama seçtiği genç türbeye yöneldi. Gözden kaybetmekten korkarak, kalabalığın ortasına daldı. Allahtan ki cami cemaati hanımlara saygılıydı. Kalabalık yarılarak kendisine yol veriyordu. Türbenin girişinde yakaladı genç gurubunu. Kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Sıraya girerlerken tam arkalarına gelmeye özen gösterdi. Bir birlerine davranışları, konuşmalarındaki sakin edep, telaffuzlarına şaşırmıştı. Cahil gençlerle karşılaşacağını düşünmüştü oysaki. Cesaretini toplayıp,
“ Bir dakika delikanlı bir şey danışmak istiyorum.” Dedi. Sesimi yüksek çıkmıştı. Beklemedikleri için mi irkilmişlerdi bilemiyordu ama gurupta huzursuz bir kıpırdanış olmuştu. Soruyu direk gözüne kestirdiği gence bakarak tekrarladı. Genç gözlerini hemen yere indirdi. Ona doğru bakmak istemiyordu. Rahatsız olmuştu. İçinden yükselen kızgınlığı denetlemeye çalıştı. Neyim ben diye düşündü. Çirkinmiyim, kötümüyüm, nedir bu kaçış. Gülümsemeye çalışarak,
“ Biliyorum pek uygunsuz davranıyorum ama çok zor durumdayım. Bir gönül ehline ihtiyacım var.”
Hepsi birden mahcup mahcup gülümsediler. Hemen yanındaki konuştu.
“ Ah be bacım. Hepimizin bir gönül ehline ihtiyacımız var. Ama böyle de bulunabileceğini sanmıyorum. Eğer nasibinizde varsa o size bir şekilde ulaşır.”
“ Bakın. Anlatmama izin verirseniz ?”
“ Estağfirullah efendim, biz acizlerin iznine ihtiyacınız yok”
“Yani biraz tedirgin odlunuzda ben konuşuverince”
“Tedirginlik değil efendim. Bunun sizinle bir alakası yok. Bizler hafızlık eğitimi alıyoruz. Başımızdaki hocalarımızın tavsiyesi üzerine hanımlarının yüzüne bakamıyoruz. Onun için hakkınızı helal ediniz. Sizi tedirgin etmek yada üzmek istemezdik.”
Hiç beklemediği bir açıklamaydı. O islamda kadının namahrem olması konusunda bir nutuk bekliyordu. Hemen kendini toparladı.
“Sizler hakkınızı helal edin o zaman. Bilemediğim için. Siz o hocalarınıza götürün beni.”
“Siz konuyu bir anlatın isterseniz.”
Bir nebzede olsa rahatlamıştı. En azından bir başlangıç olabilirdi....


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder