Son anda dönüp kitabı aldı. Bir kişinin demesiyle korkacak değildi. Elbet başka birileri bulunurdu yol gösterecek.
TAHT-I REVAN
Haftada üç kez hiç aksatmadan geldiği ve başında daima dualar ettiği kabir bir başkaydı bu gece. Sanki hareketli,sanki canlı gibiydi. Mermer mezar taşı bir başka parlamada, bir başka ışıldamadaydı. Yüz küsur yıllık taş, cilası yeni bitmiş gibi pırıl pırıldı. Bir sütun halinde nur akıyordu üzerine sanki de, onun yansımaları şavkıyordu her yere. Derin bir huşu ve huzur duydu. Tüm ağırlığını yitirmiş, bir toz zerresi uçuşmasında hissediyordu. Önünde uzanıp denize giden yol ortasından yırtılıverdi. Sanki perde kalkmış uzaklar yakın olmuştu. Başka bir kabristan göründü yolun sonunda. Tanıyordu burayı. Daha önce ihvanla gittikleri efendi babanın yattığı mezarlık ayan beyan gözlerinin önündeydi. Sanki kapılar açılıvermişti de, tüm günahkarlığıyla ortada kalakalmıştı. Utandı. Sanki efendi hazretleri de kendisini görüyormuşçasına çekindi. Çöktüğünü sandı olduğu yere. Gözlerini sımsıkı yumdu. Ama hala görebiliyordu. Göz kapakları şeffaftı sanki, mezarlığın girişindeki cami geldi burnunun dibine. Önünde bekliyordu. Kendisini orada gördüğüne hiç şaşırmadı. Gülümsedi kendisine. Göz göze geldiler.
Gözlerini açınca o ana geri döndü. Mübareğin kabri hala ışıldamalarda ama hareketsizdi. Ağırlığını hissetti. Kendi vücudu ne kadar ağır gelivermişti. Yorgun ama mutlu hissediyordu kendini. Duasını bitirip yola koyuldu. Gördüklerinin ne anlama geldiğini düşündü. Hemen içine oraya gitmesi gerektiği yerleşti. Efendi baba kendisini çağırıyordu. Mutlaka gitmeliyim. Hemen sabah ilk gemiyle diye düşündü. İçini bir sıkıntı kapladı. Sabahta değil hemen gitmeliydi. Önce ihvanı haberdar etmeliydi. Bakalım onlarda olaya vakıf olmuşlar mıydı. Maazallah kendisi yanlış anlamışta olabilirdi. İlk Hüseyin efendiye gitmeliydi. Eğer bir şey varsa önce ona malum olurdu. Yolunu değiştirip onun dükkanına yöneldi. Sokağın ucundan gelen omuydu. Hızlı hızlı hiç alışkın olmadıkları bir telaş ile geliyordu. Hacı Hüseyin efendiyi ilk kez o sakin ve duru halinden farklı görüyordu. Adının seslenildiğini duydu hacı Halil amcaydı. İhvanın ikinci önemli ismi. Oda aynı telaşla koşturmadaydı. İlk kez içine korku geldi. İhvanın en genci olarak genelde bu insanların hizmetiyle meşkul olan, kendi halinde biriydi. İki önemli büyüğünün de ona koşturması ister istemez telaşlanmasına sebep olmuştu. İlk yanına ulaşan Hüseyin efendi oldu, vakar bir gülümsemedeydi yüzü.
“ Gözün aydın, perden kalktı. Çok önemli bir vazifen var. Al şu parayı bulduğun ilk araçla hemen İstanbul’a git ve hiç oyalanmadan sakızağacı şehitliğine efendi babanın kabrine var. Orada bekle.”
Ne diyeceğini ne yapacağını şaşırmıştı.
“Neyi bekleyeceğim ?”
“Sana bildirirler yada içine gelir. Düşünme sadece yap. Bundan sonra kılavuzun onlar.”
O onlar kelimesi kalbinde patlamıştı sanki. Halil amcada yanına gelip sırtını sıvazlamaya başladı,
“Maşallah, maşallah. Rabbim feyzini arttırsın. Biz bu dereceleri yirmi yılda bulduk. Bak sana gencecik nasip oldu.”
“Allah razı olsun Halil amca. Ama ben …”
“Hadi konuşacak, düşünecek bir şey yok. yolun açık olsun. Unutma, sünnetten, edepten zerre uzaklaşmak yok. merak ettiğin her şey kalbinde. Tüm anahtarlar orada. Sen kulluğunu unutmadığın sürece cevaplar hep sana gelecek. Daima rabıta üzeri ol. Her ne durumda olursa olsun önce ibadetlerin. Allah yolunu açık etsin, büyüklerimiz yolunu aydınlatsın.”
Derin bir nefes aldı. Besmele çekti. İlk adımıyla birlikte her şey ayan oluverdi. Artık biliyordu…
TAHT-I REVAN
Haftada üç kez hiç aksatmadan geldiği ve başında daima dualar ettiği kabir bir başkaydı bu gece. Sanki hareketli,sanki canlı gibiydi. Mermer mezar taşı bir başka parlamada, bir başka ışıldamadaydı. Yüz küsur yıllık taş, cilası yeni bitmiş gibi pırıl pırıldı. Bir sütun halinde nur akıyordu üzerine sanki de, onun yansımaları şavkıyordu her yere. Derin bir huşu ve huzur duydu. Tüm ağırlığını yitirmiş, bir toz zerresi uçuşmasında hissediyordu. Önünde uzanıp denize giden yol ortasından yırtılıverdi. Sanki perde kalkmış uzaklar yakın olmuştu. Başka bir kabristan göründü yolun sonunda. Tanıyordu burayı. Daha önce ihvanla gittikleri efendi babanın yattığı mezarlık ayan beyan gözlerinin önündeydi. Sanki kapılar açılıvermişti de, tüm günahkarlığıyla ortada kalakalmıştı. Utandı. Sanki efendi hazretleri de kendisini görüyormuşçasına çekindi. Çöktüğünü sandı olduğu yere. Gözlerini sımsıkı yumdu. Ama hala görebiliyordu. Göz kapakları şeffaftı sanki, mezarlığın girişindeki cami geldi burnunun dibine. Önünde bekliyordu. Kendisini orada gördüğüne hiç şaşırmadı. Gülümsedi kendisine. Göz göze geldiler.
Gözlerini açınca o ana geri döndü. Mübareğin kabri hala ışıldamalarda ama hareketsizdi. Ağırlığını hissetti. Kendi vücudu ne kadar ağır gelivermişti. Yorgun ama mutlu hissediyordu kendini. Duasını bitirip yola koyuldu. Gördüklerinin ne anlama geldiğini düşündü. Hemen içine oraya gitmesi gerektiği yerleşti. Efendi baba kendisini çağırıyordu. Mutlaka gitmeliyim. Hemen sabah ilk gemiyle diye düşündü. İçini bir sıkıntı kapladı. Sabahta değil hemen gitmeliydi. Önce ihvanı haberdar etmeliydi. Bakalım onlarda olaya vakıf olmuşlar mıydı. Maazallah kendisi yanlış anlamışta olabilirdi. İlk Hüseyin efendiye gitmeliydi. Eğer bir şey varsa önce ona malum olurdu. Yolunu değiştirip onun dükkanına yöneldi. Sokağın ucundan gelen omuydu. Hızlı hızlı hiç alışkın olmadıkları bir telaş ile geliyordu. Hacı Hüseyin efendiyi ilk kez o sakin ve duru halinden farklı görüyordu. Adının seslenildiğini duydu hacı Halil amcaydı. İhvanın ikinci önemli ismi. Oda aynı telaşla koşturmadaydı. İlk kez içine korku geldi. İhvanın en genci olarak genelde bu insanların hizmetiyle meşkul olan, kendi halinde biriydi. İki önemli büyüğünün de ona koşturması ister istemez telaşlanmasına sebep olmuştu. İlk yanına ulaşan Hüseyin efendi oldu, vakar bir gülümsemedeydi yüzü.
“ Gözün aydın, perden kalktı. Çok önemli bir vazifen var. Al şu parayı bulduğun ilk araçla hemen İstanbul’a git ve hiç oyalanmadan sakızağacı şehitliğine efendi babanın kabrine var. Orada bekle.”
Ne diyeceğini ne yapacağını şaşırmıştı.
“Neyi bekleyeceğim ?”
“Sana bildirirler yada içine gelir. Düşünme sadece yap. Bundan sonra kılavuzun onlar.”
O onlar kelimesi kalbinde patlamıştı sanki. Halil amcada yanına gelip sırtını sıvazlamaya başladı,
“Maşallah, maşallah. Rabbim feyzini arttırsın. Biz bu dereceleri yirmi yılda bulduk. Bak sana gencecik nasip oldu.”
“Allah razı olsun Halil amca. Ama ben …”
“Hadi konuşacak, düşünecek bir şey yok. yolun açık olsun. Unutma, sünnetten, edepten zerre uzaklaşmak yok. merak ettiğin her şey kalbinde. Tüm anahtarlar orada. Sen kulluğunu unutmadığın sürece cevaplar hep sana gelecek. Daima rabıta üzeri ol. Her ne durumda olursa olsun önce ibadetlerin. Allah yolunu açık etsin, büyüklerimiz yolunu aydınlatsın.”
Derin bir nefes aldı. Besmele çekti. İlk adımıyla birlikte her şey ayan oluverdi. Artık biliyordu…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder