27 Ocak 2009 Salı

DERUNİ...b7 DEVAM YAZISI




ŞEYH
Eve yaklaşınca birkaç pencerede ışık olduğunu fark etti. İyi diye düşündü. En azından kimseyi uyandırmak zorunda kalmayacaktı. Kapıya kuvvetlice vurdu. Avlu büyük olduğundan duyulmayabilirdi. Bilemezdi ki yola çıktığından beri her adımı biliniyor. Her sözü duyuluyordu. On dakika boyunca bekledi. O mesafe bile bu kadar zamanda aşılır şimdiye dek açmaları gerekirdi. Tam yeniden kapıyı yumrukluyacaktı ki, dervişin sözleri geldi. Oturdu olduğu yere. Madem sabretmesi gerekiyordu sabredecekti. Sabah çiğinde yükselen toprağın kokusunu çekti içine, şehirde bunu duymak imkansızdı. İçini tatlı bir yorgunluk kapladı. Kerpiç duvara yaslandı. Derin karanlığa yuvarlanırken aklında hiçbir şey yoktu. Kalbi sıcacık sevgilerdeydi.
Avluda ki seslere uyandı. Daha hava aydınlanmamıştı. Kapılar açılıp kapanıyordu. Ayak sesleri duyuluyordu. Ne kadar uyuduğunu bilemedi ama yetmişti. Karnı gurulduyordu. Bir kez daha,tekkede içmediği çorbaya hayıflandı. Avlunun kapısı gürültüyle açıldı. Hemen toparlandı genç adam. Önce üç ihtiyar çıktı kapıdan. Ona doğru hiç bakmadılar. Sanki orada yok gibiydi. Ardından kendi yaşlarında iki delikanlı çıktı. Onlarda bakmadılar ondan tarafa. En son çıkan adamla çocuk kapıyı kapamak için epey uğraş vermelerine rağmen kapı kapanmadı. Onlarda aralık bırakıp yürüdüler. Açık kapıdan içeri girmekle, onları takip etmek arasında ikirciklendi. Buyur edilmediği bir yere girmek hiç içinden gelmiyordu. Ama içinden bir ses de bitsin bu bekleyiş. Gir içeri ne olacaksa olsun diyordu. Bu nasıl misafir perverlikti. Hiç de dostça bir tavır değildi, gösterdikleri.Tam ayağa kalkmıştı ki, köyün camiinde sabah ezanı okunmaya başladı. Demek ki çıkanlar sabah namazına gidiyorlardı. Onların peşi sıra yürüdü genç adam. Abdesti de kaçmıştı. Evden çıkan gurup, derviş gibi yavaş olmayan ama telaşeli de olmayan bir tempoda yürüyorlardı. İstese onlara yetişebilirdi. Ama belli bir mesafeden izlemeyi uygun gördü. Onlar camiye girerlerken. Oda abdest almak için şadırvana yöneldi. Köyün bakkalı tam karşıdaydı. Adam dükkanını açmış, kapının önünü süpürüyordu. Abdestini hemen alıp dükkandan yiyecek bir şeyler aldı yanına. Ne olacağını bilmediğinden yanında erzak bulunması iyiydi. Camiye girdiğinde kapıyı en son kapatan adamın kuran okuduğunu gördü. En arka safa geçip oturdu. İlk kez bu kadar kalabalık bir sabah namazı cemaati görüyordu. Sanki bütün köy camideydi. Birkaç ihtiyar başıyla selam verdiyse de herkes okunan kur-an’a dalıp gitmişti.
Namaz çıkışında doğruca kerpiç evin kapısına gidip, oturdu. Merak ediyordu, ne yapacaklarını. Yine görmezlikten geleceklermiydi. Yada içerimi buyur edeceklerdi. Gözü cami yolunda bakkaldan aldıklarını yedi hızlı hızlı. Ama ne gelen vardı ne giden. Karnı da doyunca tatlı bir yorgunluk basmıştı. Gözlerini zor açık tutuyordu ama içi uyuyordu. Neden sonra omzundan sarsılınca uyumuş olduğunu fark etti. Bir an nerde olduğunu kavrayamadı. Boş gözlerle elinde tepsi karşısında dikilen adama bakıyordu.
“ Buyurun, çorba anca oldu. Camiden gelince sizi uyur gördük uyandırmadık. Yorgunsunuzdur. Koca gece yol yürüdünüz. Afiyet olsun.”
Tepsiyi hemen önüne bırakmıştı. Toparlanarak,
“ Ben şeyh efendiyi görmek için yollandım.”
Hayretle yüzüne baktı.
“Burada şeyh falan yok delikanlı.”
“Ama beni gönderen şeyh dedi ki. Senin burada nasibin yoktur. Ben seni babanın hocasına göndereyim.”
“Bak şeyhe dememiş hocasına göndereyim demiş.”
Neredeyse ağlayacaktı. Kendisini çok çaresiz ve alay edilmiş hissediyordu. Başını önüne eğdi.
“Peki, ben şimdi boşuna mı geldim, buraya.”
“Rabbim hiç kimseyi boşuna bir yerden bir yere yollamaz a oğlum. Tevekkül etmek lazım. Hadi gel bakalım içeri. Sen baban gibi değilsin. Sabırlısın.”
“Babamı tanırmıydınız.”
“İlk emanetimdi.” Gülümsüyordu. “Hadi, içerde konuşalım. Sana bu kadar deneme yeter.”
Ayağa fırladı. Ellerine sarılıp öptü hocasının. Bilinçsizce tamamen içinden gelerek yapıyordu. Peşi sıra içeri geçti. Avluda kurulmuş yer sofrasında yemek yiyordu sabahki gurup. Gösterilen yere oturdu. Tarifsiz bir rahatlama ve sevince boğulmuştu. Sürekli hoca efendinin yüzüne bakmak geliyordu içinden. Baktıkça da yüreği kabarıyor. Daha fazla bakamayacağını anlayınca sofraya bakıyor ama o gözünün önünden hiç gitmiyordu. Ne konuşulanları duyuyordu. Ne anlıyordu. Yüreği bir kanatlanmada kah uçuyor, kah konuyordu. Aylardır kor kor közlenmiş ateş benzin dökülmüşçesine alevlenmişti. Yangın her damarına her hücresine sirayet ediyordu. Bir an gözleri açık rüyalanır gibi oldu babası ve dedesi olduğunu düşündüğü bir ihtiyar gülümseyerek el sallıyorlardı. Geldikleri gibi kayboldular. O tekkedeki şeyh bir an görünür gibi oldu ama onun yüzü değişip hocasının yüzü oluverdi. İçindeki ateş öyle güçlenmiş öyle bir hal almıştı ki apacık canı yanmaktadı. Bağırmak için ağzını açtı ama sesi çıkmadı. İçinden ta kalbinden Allah, Allah,Allah zikri yükseliyordu. Yanındakinin üzerine yığılırken gözü şeyhine takıldı. Gözleri sımsıkı kapalı. huşu içindeydi. sadece Allah diyebildi.

Hiç yorum yok: